Japon Ensefaliti Aşısı Var Mı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Japon ensefaliti, özellikle Asya’nın tropikal bölgelerinde görülen, sıklıkla sivrisineklerin taşıdığı bir hastalık. Her ne kadar bu hastalığın aşısı son yıllarda daha yaygın hale gelse de, toplumların sağlık politikalarına nasıl yaklaştığı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından önemli bir konu. Aşı, bir bireyin sağlığı için ne kadar önemliyse, onu erişilebilir kılmak da bir o kadar toplumsal bir meseledir. Peki, Japon ensefaliti aşısı var mı ve bu aşıya kimlerin erişimi var?
Aşıya Erişim ve Toplumsal Cinsiyet
Bir gün İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, toplu taşıma aracındaki insanları gözlemledim. Kadınlar, çoğu zaman daha fazla sağlık kaygısı taşıyor gibi görünüyordu. Onların sağlığına yönelik riskler, sadece biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetle de bağlantılı. Kadınlar, genellikle ev işleriyle daha çok ilgileniyor, çocuk bakımı gibi sorumlulukları üstleniyorlar ve çoğu zaman sağlıklarını göz ardı edebiliyorlar. Peki ya Japon ensefaliti aşısı gibi dünya genelinde etkili bir aşıya erişim? Kadınların sağlık hizmetlerine erişiminde karşılaştıkları engeller, genellikle maddi zorluklar, kültürel baskılar ve ailevi sorumluluklar gibi unsurlarla şekilleniyor. Bu bağlamda, Japon ensefaliti aşısına erişimin kadınlar için daha karmaşık hale gelebileceğini söylemek yanlış olmaz.
Bir örnek vermek gerekirse, İstanbul’da bir sağlık merkezine gitmiştim. İçerideki kadınların bir kısmı, aşıları veya sağlık kontrolleri için randevu alırken, bazılarının bunu ertelediğini gözlemledim. Yanı başlarındaki erkekler, genellikle bu tür sağlık meselelerini daha kolay halledebiliyordu. Kadınların sağlık hizmetlerine ulaşmadaki zorlukları, yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal yapının etkisiyle de şekilleniyor.
Çeşitlilik ve Aşı Erişimi
Çeşitlilik, sadece bireylerin kökenleri ve yaşam deneyimleri değil, aynı zamanda sağlık sistemlerinin ne kadar kapsayıcı olduğuyla da ilgilidir. Japon ensefaliti aşısı gibi bir aşı, ne kadar etkili olsa da, farklı etnik grupların ve toplulukların bu aşıya erişimi de farklılık gösterebilir. Özellikle gelişmiş ülkelerde yaşayan insanlar için bu tür aşılara erişim nispeten kolayken, daha düşük gelirli bölgelerde yaşayanlar için bu durum oldukça zorlayıcı olabilir.
İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, farklı etnik ve sosyal gruplardan gelen insanların bir arada yaşadığı bir ortamda, sağlık hizmetlerine erişim konusu da farklı boyutlar kazanıyor. Göçmenler, mülteciler veya düşük gelirli işçiler için sağlık hizmetlerine ulaşmak, genellikle büyük bir engel oluşturuyor. Japon ensefaliti gibi hastalıkların aşılarına ulaşabilmek, yalnızca maddi değil, aynı zamanda bürokratik engellerle de mücadele etmeyi gerektiriyor. Bu bağlamda, toplumsal çeşitliliği göz önünde bulundurmak, sağlık hizmetlerinin tasarımını ve dağıtımını yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Sosyal Adalet ve Aşıların Erişilebilirliği
Sosyal adalet, herkesin eşit fırsatlara sahip olmasını savunur. Ancak, dünya genelinde bu eşitlik hala sağlanamamıştır. Japon ensefaliti aşısı gibi sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, toplumsal adalet anlayışının ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. İnsanların yaşadıkları çevre, gelir düzeyleri ve etnik kökenleri gibi faktörler, sağlık hizmetlerine ne kadar kolay ulaşabileceklerini belirliyor. Bu, özellikle düşük gelirli mahallelerde yaşayan, sağlık sistemine ulaşamayan gruplar için daha belirgin bir sorun.
İstanbul’da, gelişen bölgelerle kıyaslandığında, bazı semtlerde sağlık hizmetlerine erişim konusunda büyük farklar gözlemlenebiliyor. Örneğin, yerleşik sakinlerin genellikle Japon ensefaliti aşısı gibi uluslararası aşılara daha kolay erişimi varken, mülteciler veya düşük gelirli işçiler için durum çok daha zor olabiliyor. Sosyal adaletin sağlanması, tüm bireylerin eşit sağlık fırsatlarına sahip olmasını gerektiriyor. Bu, sadece aşıların mevcudiyeti değil, aynı zamanda bu aşılara ulaşılabilirliğini de kapsıyor.
Sonuç: Herkes İçin Sağlık Hakkı
Japon ensefaliti aşısı, önemli bir sağlık önlemi olmasına rağmen, bu aşının ulaşılabilirliği ve erişilebilirliği, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, karmaşık bir meseleye dönüşüyor. Toplumda sağlık eşitsizliklerini aşmak ve herkes için sağlık hakkını savunmak, sadece biyolojik riskleri değil, toplumsal yapıyı da göz önünde bulundurmayı gerektiriyor.
İstanbul sokaklarında yürürken, farklı gruplardan gelen insanların sağlık hizmetlerine erişimini gözlemlerken, sağlıkta eşitlik ve adalet için daha çok şey yapılması gerektiğini düşünüyorum. Japon ensefaliti aşısı gibi basit bir önlemin, herkese eşit şekilde sunulması, toplumsal yapının her katmanındaki bireylerin sağlığını iyileştirmek için atılacak büyük bir adım olacaktır.